bu yazıda üç farklı "şeyi" birbiriyle ilişkilendirmeye çalışacağım. bunlardan biri insanın anlamlandırma ihtiyacı, diğeri internet trolleri ve sonuncusu melih gökçek.
internet trollerinin reason d'etre'i de onlara maruz kalanlarda böylesi bir error yaratmaktır. şeytanın avukatlığından farklı olarak, yaptıkları müdahalelerle tartışmayı ya da mevzuyu daha ileri ve sofistike bir noktaya götürmezler. trolleyip inlerine çekilirler. bazen değer yargılarının, büyük inançların ve hatta ikiyüzlülüğün aynası gibi görev görseler de, oldukları ideolojik ya da her-neyse-pozisyonda uzun süre kal(a)madıklarından yok hükmündedirler. karşıtlıktan beslenir, ama o karşı pozisyon, bir pozisyon olarak katılaşmaya görsün, oradan da koşar adımlarla uzaklaşırlar. fakat bu yapıcı bir karşıtlık değildir. burada bozmadan, dağıtmadan ve yıkmadan gelen bir zevk söz konusudur. aksiyonları bazen iktidarı erozyona uğratır, ama linç kampanyalarına varan ciddi sonuçları da olabilir. sosyal olanın iki yüzlülüğünü göstereceğim derken, bir yandan da antisosyal diye nitelendirebileceğimiz bir sanal kişilik çıkar ortaya. neyse.
peki troll yalnızca internette midir? neredeyse, ama siyaset sahnesinde de bir troll seçseydik, bu kişi tartışmasız melih gökçek olurdu. her siyaset figürünün neden o alanda faaliyet gösterdiğine dair verebileceğimiz cevaplar vardır. bu siyasetçiye göre "hizmet" aşkıdır, bizlere göre ise iktidar aşkı. bir siyasetçi verdiği kararlarla ve izlediği politikayla bize error verdirirse, bunu anlamlandırmaya çalışırız. parti politikasından tutun da kişisel hırslara, birçok konuda spekülasyon yaparak bir sonuca varırız. melih gökçek ise spekülasyonların bittiği, anlamın bir türlü yakalanamadığı o varoluşsal belirsizlik noktasına işaret eder.
bıraksaydık, gökçek bizim berber olabilirdi. sevimliliği, kötülüğü ve bencilliğinin acemiliği ve anlamsızlığında (rastgeleliğinde) yatan, leyla ile mecnun'un en popüler karakterlerinden erdal bakkal'ın yandan yemişi olabilirdi. twitter'da birinin çok yerinde bir tespitiyle harika bir coen kardeşler filmi karakteri olurdu. amerika'da yaşasaydık, mahalledeki köhne bowling salonunda gün boyu oturan eşofmanlı adam da olabilirdi. ama bunların hiçbirisi olmayı istemedi ve belediye başkanı oldu.
bıraksaydık, gökçek bizim berber olabilirdi. sevimliliği, kötülüğü ve bencilliğinin acemiliği ve anlamsızlığında (rastgeleliğinde) yatan, leyla ile mecnun'un en popüler karakterlerinden erdal bakkal'ın yandan yemişi olabilirdi. twitter'da birinin çok yerinde bir tespitiyle harika bir coen kardeşler filmi karakteri olurdu. amerika'da yaşasaydık, mahalledeki köhne bowling salonunda gün boyu oturan eşofmanlı adam da olabilirdi. ama bunların hiçbirisi olmayı istemedi ve belediye başkanı oldu.
melih gökçek'in absürdite sınırlarını zorlayan çeşitli eylemlerini, türkiye'nin başkentinin belediye başkanı olmasına karşın twitter'da tweet limitini dolduracak kadar yazabilmesini, laptopındaki webcam'in üzerine kağıt parçası yapıştırmasını, atıştığı insanlara açtığı seri davaları ve bunların yanında ankara'nın her yerine devasa seymen kediler yerleştirmesini, yalnızca yaptım diyebilmek için dört bir yana köprü ve hatta havuz yerleştirmesini bir neden-sonuç ilişkisi içerisine oturtmak ne yazık ki mümkün değil. sanki bütün ankaralılara ve türkiyelilere error verdirmek için var. bu halini yalnızca iktidar hırsıyla, kişisel hırslarla falan açıklamak fazlasıyla yetersiz kalıyor. karşımızda kitch ve paranoyanın bir araya geldiği benzersiz bir aksiyon filmi var.
ve bütün bunlar, gökçek'in varoluşu, aslında bir belediye başkanının parodisi olarak okunabilecekken, yanında çok vahim faaliyetleri olduğunu da görüyoruz. mesela ethem sarısülük'ün öldürülmesini kutlarcasına, vurulduğu yere kahraman polis temalı bir pankart astırması, alenen kadın düşmanı denilebilecek açıklamalar yapması, ankara'nın nadir ağaçlık yerlerinden odtü ormanı'nın ortasından yol geçirmeye çalışması ve bunları yaparken de gülümsemesi, hep gülümsemesi gibi.
bu sebepledir ki melih gökçek, "no country for old men"de elinde fışkıyeyle gezebilirdi. adaletin yokluğu ile kötülüğün sıradanlığı ve rastgeleliği üzerine çekilecek herhangi bir yapıma da çok iyi giderdi.
