18 Eylül 2015 Cuma
biraz olsun yazmak
anne lemott yazmanın sesini duyuramayanların işi olduğunu söylüyor. görülmemiş hissedenlerin, duyulmak isteyenlerin, varım kelimesini dolu dolu telaffuz etmeyi arzulayanların uğraşı olduğunu vurguluyor.
yaşamın kendisi ise zaten var. telaffuz edilme, tanınma ihtiyacı hissetmiyor şu an tepemde uçan martılar. ve belki de bu yüzden bu kadar akış içinde, uyumlu gözüküyorlar. farkında olunmadığı düşünülen güzelliklerin ayrı bir çekiciliği oluyor. yazma işi ise, martının bu uçuşunun yüzyıllardır betimlendiğinin farkında olunarak, yine de onun etkileyiciliğini daha önce anlatılmadığı şekilde yansıtma sanatı belki de. zira benim bu martıları görüşümden daha sahici bir şey yok şu an hayatımda. bunun bana yaşattığı da sahici bir his, sırf bu görüşün ve ona bağlı bu hissin yoğunluğundan dolayı şu an başka bir şeye ihtiyacım yok. işte bu yoğunluğu, denize doğru indikçe sarılaşan güneş ışığını, bulut altındaki gölgelerden çıkıp güneşle yıkanan, sonra tekrar gölgeye giren martıların uçuşunun akışkanlığını, hiç sıkılmadan bir araya gelip sonra ayrılan sürülerin hareketlerinin hipnotize edici etkisini, bu akşamüstünün içimde yarattığı yumuşaklığı biraz anlatabilirsem, neden hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını, tam olduğumu, her şeyin bu haliyle sonsuzluğun kapısının biraz da olsa aralandığını anlatabilirsem eğer, işte o zaman biraz olsun yazabilmiş sayılabilirim belki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)