yıllar yılları kovaladı ve biz genç miyiz, değil miyiz, acaba uzayan insan ömrü bu tanımları da göreceli yapmış mıdır, diye düşünürken bulduk kendimizi. bugünleri göreceğimiz hiç aklımıza gelmezdi. şaşkınlık içerisindeydik sayın dinleyenler. arkadaş ortamlarında da gündemler bir, bir değişmeye başladı. bak yazarken bile sıkıldım. lakin çevremiz bizden hızlı büyüdü, biz de dımdızlak kalakaldık. zamanın gerisinde kalacağımız hiç aklımıza gelir miydi? bence gelmezdi.
neyse. yıllar yıllar önce, sen henüz portakal olmamışken, bir arkadaşımla yaptığımız bir kısa diyalog vardı ki, hala unutmam. belki buradan yürüseydik, iki kişi bir woody allen olurduk, ama gerek türkiye'nin şartları gerekse eğitim sisteminin eksiklikleri derken, kısmet değilmiş, olamadı. neyse, insan kendi kendisinin nostaljisini yapıyorsa, düpedüz narsisttir bu arada, aksini iddia edeni döverim.
ahanda kendimin nostaljisi. beşiktaş'taki 'denizin önüne araba çekelim' otoparkında salep içiyoruz. üniversitenin ilk yılındayız, hayat çok ilginç falan:
-şimdi uludağ olacaktı...
-gazoz mu?
-hayır dağ...
güzel şeyler bunlar. böylesi diyalogları korumalı, kollamalı. mümkünse çoğaltmalı. tıpkı sevgi gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder