13 Kasım 2013 Çarşamba

toplu taşıma ekonomisinin 3 değişkeni: el, göz ve popo

yıllarım toplu taşımada geçti. kendimi bildim bileli toplu taşındım. kah otobüs olsun, kah metro veyahut vapur, toplu taşıma hallerini birinci ağızdan deneyimledim (bunu bile yaptım). farklı şehirlerde toplu taşındım. e.g.o'nun mütevazılığını, iett'nin asi ruhunu yerinde yaşadım.

ve en sonunda konuyla ilgili kapsayıcı bir teori geliştirmeyi başardığımı düşünüyorum.

toplu taşıma içerisinde gerçekleşen olayların çoğu 3 unsurun birbirleriyle olan etkileşimi sonucu meydana gelmektedir. toplu taşıma içerisinde işlevsellik gösteren birey her seferinde 3 soruya cevap aramaktadır. bunlar sırasıyla şunlardır:

elimi nereye koymalıyım, popomu nereye koymalıyım ve bakışlarımı nereye doğrultmalıyım. bütün bunların dağılımını inceleyen bilim dalına ise toplu taşıma ekonomisi adını veriyoruz.

toplu taşımaya adımızını ilk attığınız andan itibaren elinizi nereye koyduğunuz sorusu hayati bir önem taşımaktadır. eğer elimizi koyacak yer bulamazsak toplu taşımanın bir ucundan diğerine uçmamız ya da (o da şanslıysak) atarlı bir teyzenin kucağına konmamız işten bile değildir. elimizi yerleştirdikten sonra ise kolumuzun esneme kabiliyetine bağlı olarak minik salınımlar gerçekleştirmek suretiyle yolculuğumuzu görece yerçekimi kanunlarına bağlı kalarak tamamlayabiliriz.

ikinci soru popomu nereye koymalıyım sorusudur ki, bazı popolar diğer popolardan daha şanslı olduğundan ve dahi bazı popolar kendilerini ayrıcalıklı ve öncelikli hissettiklerinden, bu ilişkiler ağının fazlasıyla komplike ve yerel dinamiklere göre değişken olduğunu söylersek abartmış olmalıyız. gerek sıranın en önüne geçenler, gerek inenleri kollayıp poposunu koltuktan kaldırdığı anda kendisininkini yerleştirenler, gerekse (ve daha marjinal bir grup olarak) şuraya da ben sıkışayım diyerek oturan yolcuyu minik popo darbeleriyle bertaraf ve yerinden edenler bu savaşların fazlasıyla acımasız geçmesine sebep olmaktadır.

son olarak bakışların dağılımına baktığımızda ise bu alanda ciddi bir soğuk savaşın sürmekte olduğunu görebiliriz. özellikle "dost başa, düşman ayağa bakar" lafının hayattaki somut yansıması olan metro yolculukları sırasında bakışımızı nereye koyacağımız sorusuyla karşı karşıyayızdır. karşıya baksak bir sıra insan dizilmiş durumdadır ve göz gözeliğin samimiyetini yaşamak isteyeceğimiz bir yer değildir burası. bu noktada normalde bakmayacağımız yerlere bakma eğilimimiz yüksektir. (yer, tavan, metronun dışında akıp giden karanlık, camdan yansıyan görüntüler).

bakışlarımızla tacizde de bulunabiliriz, tacizin hedefi haline de gelebiliriz. bakışlar, özellikle 60 yaş ve üstü kadınların kontrolüne geçtiğinde oturan bir kişiyi yalnızca bakarak yerinden edebilme gücüne sahiptir. bu insanlar genelde oturanın dibinde heyula gibi dikilerek taktiklerini uygularlar. bir tacizcinin bakışlarını yakaladığımızda ise, bazen daha sert ve güçlü bakarak o kişinin gözlerinin içe kaçmasını sağlayabiliriz. buna ekonomide medusa efekti denir. elbette bu girişim risk taşır ve bağlama göre (kalabalık toplu taşıma - kalabalık olmayan toplu taşıma) spekülasyonlara açıktır.

toplu taşımada hangi sınıfa, ne ölçüde dahil olacağımızı belirlemede hayati öneme sahip bu 3 unsuru naçizane açıklamaya çalıştım. umarım konuyu anlamada bir nebze olsun yardımcı olabilmişimdir.

(ankaralı orta sınıf bir ailenin tek çocuğu olarak yıllarca kıç kelimesini çok ayıp zannettim. kıç demedim, dedirtmedim, lakin insan büyüdükçe anlıyor ki "popo" demek daha bir tuhaf, çocuksu bir tınıya sahip, lakin bu yazıda da popo kelimesine yer vermiş bulunuyorum, kıç demek var olan savaşları daha da dramatik gösterecekti. kıç savaşları... sert)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder