13 Kasım 2013 Çarşamba

velhasıl hayatı donatmak

velhasıl hayatı donatmak lazım. gezi'den beri hiç televizyon izlemiyorum neredeyse. bir tavırdan öte umuduma zeval gelmesin, normalin içi geçmiş durgunluğu bana bulaşmasın diye. benim öznel ve biricik saydığım şeylerin başkalarının ağzında nelere dönüştürülebildiğini ya da evcilleştirilerek sunulduğunu görmeyeyim diye. şu linke bakıp 1 haziran günü parka ilk girdiğimde yaşadığım şaşkınlığı ömrüm boyunca unutamayacağımı düşünüyorum.

insan yalnızca birey olarak değil, topluca hareket edip güçlenince, böylece uzanamayacağı, dokunamayacağı yerlere dokunabildiğini görünce hayata daha yaklaşmış oluyor sanki. yaşam alanını genişletmiş oluyor. evden, ofisten, yakın arkadaş çevresinden sokaklara taşıyor.

işte bunun sonrasında eve girmek zor geliyor. aslında çevresini donatabildiğini, hiç yapmayacağını düşündüğü şeyleri yapabildiğini gördükten, genişliğini keşfettikten sonra bir daha eve dönmek zor geliyor. hayatında devletin, politikanın, kuralların az yer kapladığını zannedenler bile, bunların, onları çevreleyen baskı mekanizmalarının sorgulanması ve dönüşmesiyle hayatlarının ne kadar değişebildiğini görmüş oldu sanki. işte insan bu yüzden eve girmek istemiyor.

mutluluğa ya da "geniş" hissetmeye giden belli yollar varmış gibi gelebiliyor bazen. eğer bu yollar, bu doğrularla geçmişinde az buçuk sorun yaşadıysa kişi mesela, sonrasında "alternatif"i aramaya yönelebiliyor. bir kadın, otoriteyle problemi olan birisi, devletin halihazırda kafasına çöreklendiği bir kişi, sosyal adaletin yanına uğramadığı biri, herhangi birisi olabilir. bu arayış bazıları için gündemde hep yerini koruyor. kimi ise, çevrenin, yani onu "çevreleyen" şeyin hayatındaki öneminin, yani yalnızca bir adım attığında karşısına çıkanların, seçtiği kapların "gerçekliğinin" altında eziliyor bazen.

işte çevre değiştiğinde, bir adım ötesi dönüştüğünde yaşanan şaşkınlığın tadından yenmiyor.

ve şimdi hiç geri dönesim yok "eve." teslim olmayasım, sürekli uyanık kalasım, uyumayasım var. bu sefer evden başlayarak, kendi istediklerimi, mutlu olacağımı sandığım şeylerin düşüncesini kendimden uzaklaştırıp biraz onlara bakasım var. sanki ancak kendimi uyanık tutarak bunu başarabilirim. geleceğe biraz güven duyarak, yalnızca uyanık kalarak kendi yolumu bulacağımdan emin olarak. hayatımı şarkılarla, kitaplarla, muhabbetlerle donatarak. mutluluk vaat edene ulaştığımda içinde boğulabileceğimi, bazen beraber dertlenmenin tek başına huzurdan daha iyi olabileceğini hatırda tutarak. biraz da sanki zaman sonsuzmuş ve hiç yaşlanmıyormuşuz gibi yaşamaya çalışarak.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder